Fevzi Yalçın

Fevzi Yalçın

Şehit düştüğü tarih:7 Ekim 1988

1960 yılında Elazığ’da doğdu. Lise 2’ye kadar Keban’da okuyan Fevzi Yalçın başarılı bir öğrenciydi. Öğrenimine yerleştikleri İstanbul’da, Güngören İzzet Ünver Lisesi’nde devam ederken, ekonomik nedenlerden dolayı okulunu bırakmak zorunda kaldı.
Mücadeleyle lise yıllarında tanıştı. Sonraki yıllarda Şişecam fabrikasında çalışan Fevzi Yalçın, örgütlü mücadele içerisinde birçok greve katıldı, örgütlenmesinde görev aldı.
O, çocukluğundan itibaren duyarlı bir kişiliğe sahipti. Denizler asıldığında, daha bir çocukken o gün bayram olmasına rağmen uzun süre evden çıkmayarak ağlamıştı.
’80 darbesinden sonra aranır duruma düşen Fevzi Yalçın, birçok insan yurtdışına kaçarken ya da mücadeleyi bırakırken inançlı ve kararlı bir şekilde kavgasını sürdürdü.
Bu süreçte bir ihbar sonucu evi basan polisler Fevzi’yi gözaltına alarak, işkencelerden geçirdiler. Fakat O, önderi Kaypakkaya’dan devraldığı direniş bayrağını daha yükseklere taşıdı. 4 yıllık tutsaklık sürecinden sonra da mücadelesine ara vermeden, yılgınlığa kapılmadan devam etti. Faşizmin zulmü Onu davasından vazgeçiremedi.
O bir taraftan mücadelesini sürdürürken diğer taraftan yarıda bıraktığı okulunu bitirmiş, elektronik mühendisi olmuştu.
Tahliye olduktan sonra 1,5 yıl dışarıda kalan Fevzi Yalçın, faşizmin cellatları tarafından katledildiğinde TKP/ML ileri sempatizanıydı.

TUZLA ŞEHİTLERİ

Tarihe Tuzla katliamı olarak geçen 4 TKP/ML militanının katledilmesi olayı faşist TC’nin ajan faaliyetinin bir sonucudur. Gebze’den İstanbul’a giden İsmail Hakkı Adalı, Kemal Soğukpınar, Reha Şen ve Fevzi Yalçın; hakim sınıfların bir piyonu olarak TKP/MLsempatizan çevresine sızmış olan Engin Kaya adlı ajanın verdiği bilgiler doğrultusunda 7 Ekim 1988 günü Tuzla Köprüsünde pusuya düşürülerek katledildiler. Operasyonun hazırlıklarını 2 gün öncesinden yapan İstanbul polisi, içinde 4 Partizanın bulunduğu arabayı durdurdu. Daha sonra arabadan inen Partizanları kurşun yağmuruna tuttu. Katliamda Adalının vücuduna 15, Yalçına 7, Soğukpınar’ a 32, fien’e 30 kurşun isabet etti. Herhangi bir çatışma yaşanmamasına rağmen polis, olayı bir çatışma gibi gösterip; arabaya kendi koyduğu silahlarla, katliamı meşrulaştırmaya çalışıyordu. Katliamı gerçekleştiren dönemin Emniyet Müdürü Hamdi Ardalı, katliamı savunarak “Vur emrini ben verdim”, “Dört dörtlük bir operasyon” şeklinde demeçler veriyordu. Katliamla ilgili açtıkları davanın peşini bırakmayan aileler, davayı AİHM’e götürdü. AİHM’e götürülen dava “Yaşama hakkının ihlal edilmesi”, adil yargılanma ve dava süreciyle ilgili şikayetler haklı bulunarak Türkiye’nin bu davadan yargılanması kabul edilir bulundu. Ve Türkiye Aralık 2002’de suçlu bulunarak şehit ailelerine tazminat ödemek zorunda kaldı.
Bu katliam, faşist diktatörlüğün bir ajan faaliyeti olmasının yanısıra 12 Eylülün karanlık günlerinden sonra gerçekleştirdiği ilk sokak infazı olma özelliğini de taşıyordu. Devrimci demokratik kamuoyunda büyük tepkilere yol açan Tuzla katliamı ‘88 sonrası gelişecek yargısız infazların da habercisi oluyordu. Tuzlayla başlayan ve Hasanpaşa, Maltepe, Çiftehavuzlar, Nişantaşı katliamlarına değin uzanan kanlı süreçte onlarca devrimci ve komünist, polis timleri tarafından katledildi.

 

Bir cevap yazın